7 Nisan 2014 Pazartesi

Dokuz'buçuk

           Dokuz'buçuk ayını geçti benim pinçom. Her geçen gün büyüdüğünü mimikleriyle elini kullanmasıyla bakışlarıyla her şeyiyle belli ediyor. Kapı gıcırtısı duymasın küçük pinço sallanmalar,el çırpmalar, eliyle tel sarar gibi ritm tutmalar hepsi var,allkışş kuzeye diyorum minicik yumak elleriyle alkış yapıyor kuzucum, annenin burnu nerede diyorum, işaret parmağıyla burnuma dokunuyor, gözüm nerede diyorum bazen gösteriyor bulamazsa da kopya verip iki göz kırpıyorum gözümü buluyor :) 


          Ses taklitçiliğine başladı artık, oyuncağından çıkan meee sesini eeee diye cırlayarak taklit ettiğini sanıyor yavrukuşum :)) Akranlarını görünce çok mutlu oluyor,gülücükler,dokunmaya çalışmalar,çok arkadaş canlısı oğluşum...Artık paçam da koala gibi gezmemesi de bir güzel haber benim için. 


                Bu aralar banyoya takmış durumda,çamaşır makinesi çalışırken hem korkuyor hem de ısrarla izlemek istiyor,tuhaf bir ruh hali içinde pinço :) Çıplak olmak hala en büyük mutluluklardan biri onun için. Hele de heyecanla çığlık çığlığa bir kaçışı var görülmeye değer. Banyo yapmayı çok seviyor,bu beni çok mutlu ediyor,su kuşu olacak galiba anasıyla babası gibi. Hem epeydir planlarımızda olan yüzme derslerine de başladık nihayet amacım milli yüzücü yapmak değil elbette, suyu sevsin,hem fiziksel hem ruhsal gelişimine katkısı olsun,biraz da eğlenip mutlu olsun yeterli bizim için:)) İlerleyen zamanlar da suyun üstünde durup kendini kurtarabilirse de ne ala... 


         Kuzeyto deli uyuma yarışmasına katılsa açık ara birinci olur kesin diye düşünüyorum. Böyle deli uyuma olamaz herhalde. Yatırdığımız pozisyonun tam tersinde buluyoruz çoğu zaman kendisini. Üstünü  ise kapalı bulmak pekte mümkün olmuyor. 
             Her geçen gün farklı bir şeyler yaparak bizi şaşırtmaya devam ediyor canım oğlum, büyüdükçe ele avuca sığmayan bir minnoş oluyor kendisi.


            Tadının tarifi yok,kokunun tarifi yok,sevginin büyüklüğü anlatılmıyor, Allahım korusun seni tüm kötülüklerden,nazarlardan bebeğim...

27 Mart 2014 Perşembe

Küçük Kaçamak

              Küçük bir kaçamakla açtık yaz sezonunu, gideceğimiz öncesinden belli olduğu için küçücük çocuklar gibi sevindirik bir halde şafak sayarak bekledik o günü . Arkadaşın düğününe gittik,o kadar yol gitmişken bi kaç günde kafa izniyle deşarj olup döndük. Deşarj olduk olmasına ama kısa tatilimize çok şey sığdırmaya çalıştığımızdan eve döndüğümüzde pert olduğumuzu fark ettik,olsun varsın yorgunluk gelir geçer,kafalar boşalmışsa,mis gibi ege havasını ciğerlerimize çekmişsek , ee bide güzel denizini görmüşsek daha ne isteriz. Hani demiş ya biri ''gitsem huzuru koklasam ege'de'' diye duygularıma tercüman olur kendileri.




             Kuzeyto doğduğundan beri yollarda olduğundan olsa gerek beklediğim kadar zorlamadı bizi. Biraz uyudu,biraz oynadı,biraz mola verdik derken tamamladık yolcuğumuzu. Giderken 25 derece civarındaydı hava. Normal zamanda az su içen oğluşum terledikçe suyu lıkır lıkır içti :) 




              Kıyametin uğramayacağı efsanesiyle bir süre gündemden düşmeyen Şirince'ye uğramak boynumuzun borcu oldu. Çok şirin evleri, taşlı patika köy yolları, eski zamandan kalma kilisesi,oldukça eski şarap mahzeni, hediyelik tezgahlarıyla gerçekten şirince bir köymüş burası.




                                         Şarap kan yapar dediler,verdik biz de :P

            Biraz kuşadası sahilinde denizle haşır neşir olduk, biraz izmir de alsancakta gezdik, kumru yedik, biraz akraba ziyareti derken tatilimiz bitti. Mis gibi hava vardı şansımıza,döneceğimiz gün ise sağanakla uğurladı bizi izmir... Şimdi sıra elimizde avucumuzda güzel anlardan kalan fotoğraflarla avunma vakti. Deklanşöre basan parmaklarımız dert görmesin :)) Maşallah en çokta oğluşuma... Ha bu arada şu sıralar dilimde bir şarkı: 'kalbim ege'de kaldı amaan amaannn' :))





17 Mart 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Güzeldir ;)

      Güzel bir hafta sonu geçirdik çekirdek aile. Bahar göz kırpıyor bizlere yavaştan yavaştan. Güneşe aşık,temiz havada dolandık,güldük,güldürdükçe daha da güldük.  


Gülüşlerinizdir beni hayata bağlayan

Ömrüm yettiğince her zaman elinden tutacağımı bil güzel oğlum!

 
Tüm zorlukların üstesinden gelirim ben bir elimde kocam bir elimde oğlum ve arkamda canım ailemle,
boşa değildir bu zafer işaretim!




Ve hayatın anlamı sende gizliymiş güzel oğlum. 
Hele birde pırıl pırıl güneşli bir havada sevdiceğim yanımdaysa,sevdiklerim sağlıklı bir şekilde hayattalarsa bana da kocaman bir şükürden başka bir şey demek düşmez. 


1 Mart 2014 Cumartesi

Benden

            Şöyle bir fotoğraflara baktım bu akşam, dikkatimi çekti sekiz aydır tek başıma çekindiğim 3-5 fotoğrafı geçmemiş. Farkında bile değilim bu durumun. Her karede artık vücudumun bir parçasıymış gibi olan pinçomda benimle. Peki şikayetçi miyim bu durumdan değilim elbette. Aksine geleceğe bıraktığım her anımda o da olsun yanımda istiyorum. Her anını ölümsüzleştirmek en büyük görevlerimden biri artık.



           Oğluşuma kendim bakıyor olmanın tadı elbette ayrı. Büyümesine,her anına,her hareketine tanıklık ediyorum ,onu bir hamur gibi düşünürsek ona şekli ben veriyorum. Her şey çok güzel ama bu aralar pek bi düşkün bana. Hal böyleyken zor olan her şey daha da zorlaşıyor.Bütün gün tek başına çocuk bakmanın zorluğunu çocuğa bakmayan anlamaz. Sadece çocuk olsa belki ama yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için yemek yapmayı, evdeki bilumum işleri de göz önünde bulundurursak yük oldukça fazla. Bide üstüne bu aralar kuzey paçam da koala misali yaşıyorken ben ufaktan alarm vermeye başladım bile. 



         O zaman ben biraz kaçayım,şöyle bir deniz havasıyla doldurayım ciğerlerimi, beynimi tazeliyeyim, anne olmuş olmam anne sevgisine ihtiyacım olmadığı anlamına gelmez, hem zaten babamı da tavlada yenmeyi özledim, kardeşimle bi sinema yapıp gezelim,arkadaşlarımla 40 yıllık hatırı olan kahvemizi yudumlarken biriken dedikoduları da alayım. Kuzey yanıbaşımdayken bile özledim ben kuzeyi, kuzeyin içindekileri... Hem zaten kuzeyde yaşarken bile özleyenler var kuzeyi ;) 


24 Şubat 2014 Pazartesi

Sekizinci Ay

           Rutin kuzeyin ay yazılarına tabi ki devam... Oğluşum artık sekkiz aylık oldu :)) Sosyalleşmenin dibine vurduk bu ay. Dış dünyaya tamamen hakim bir birey o. Lakin hala annesi olmadan oyun oynamayı sevmeyen bir oyuncukuş. Birlikte saatlerce oynayalım,ilgisini çeken şeyler yapalım, odalarda beraber emekleyerek fink atalım, hikayeler anlatayım gerçek saçma fark etmez, o abartı mimiklerimle ali babanın çiftliğini masala dönüştüreyim o da ağzı açık beni dinlesin,parka gidelim salıncakta sallanıp mayıştıktan sonra kaydıraktan kaydırırken kikir-kikir gülüp uykusunu açalım,hep bir şeyler yapalım ama yeter ki beraber yapalım. Oyun halısının üstüne bırakıp wc ye gideyim diyorum onsuz o kapının ardında çok mühim bir şey yaptığımı düşünüp ağlayarak peşimden geliyor :)) Anlayacağınız bana rahat yok şu sıralar! Bazen çok ama çok bunaldığım doğrudur ama annelik işin içine girince sabırsızlığım törpülenmiş bulunmaktadır.


              Kuzeyto artık emeklemiyor,koşarak emekliyor :) Dizlerinin üstünde durmayı seviyor. Koltuk kenarlarından tutup ayağa kalkıyor ve sıralıyor koltuğun bir ucundan diğer ucuna. Ama hala dengesini tam anlamıyla sağlayamıyor. Bundan mütevellit düşüp kafamızı vurmadığımız gün yok. Çok üzülüyorum,elimden geldiğince korumaya çalışıyorum ama anlık kollamadığımız da bir vukuat muhakkak oluyor. E artık çocuk bu düşe kalka büyücek diye teselli ediyoruz kendimizi, Allah büyük kazalar göstermesin inşallah. 




              Kuzeyin gelişimi gayet güzel maşallah,yürümeye hevesli böyle giderse erken yürüyecek diye düşünüyoruz tabi belli de olmaz. Yürüteci çok faydalı bulmadığımız için almadık biz kuzeye, doktorumuz da tavsiye etmedi zaten. Bize sürpriz yapıp yürüteç alan dedemiz birkaç hatıra pozundan sonra geri vermek zorunda kaldı. Belki benim içim biraz rahatlık olabilirdi ama emekleme-sıralama-yürüme evrelerini kendi başına yapsın istiyorum. Bunların dışında kuzey pepeye bayılıyor, çok fazla tv izletme taraftarı değilim ama bazen yemek yeme seanslarımız sıkıntıya girdiğinde baktık ki pepe kurtarıcımız oluyor o zamanlarda pepeyi izliyoruz ve kaşıklar ardı ardına giriyor açık ağzından içeri :)) Kuzum artık ab-ba, ba-ba gibi birkaç heceyi söylüyor. Buradaki ba-ba hecesini bilinçli yapmasa da her deyişinde "babaan kurbaaan olsun sanaaa" sesleri yükseliyor birilerinden :)) Her bebek gibi kucağı seviyor, özellikle babası otururken kucağındaysa ve bende oturur vaziyetteyken çağırıyorsam gelmiyor,hemen kafasını çeviriyor başka yöne. Ama birde ben ayağa kalkıp 'gel' diyeyim hemen atlayıveriyor kucağıma,kendileri biraz uyanık olurlar da ;) 
              Havalar öyle güzel gidiyor ki sevinsek mi üzülsek mi bilemedim. Ama böyle güzel giderse yazın suya hasret yaşayacağımız kesin :( Bulmuşken böyle güzel havaları bari tadını çıkaralım diyorum ve her gün parka götürmeye özen gösteriyorum kuzuyu. Park arkadaşları bile var oğlumun :)






                  Bu aralar kuzeyin sabah enerjisi tavan yapmış durumda. Sabah uyandığında babası aramıza koyuyor pinçoyu, beyefendinin en büyük zevki annesinin saçlarını ,özellikle de şakaklarındaki ve ense kısmındaki saçlarını iki üç tel tutarak çekmek. Birileri bu işkence yöntemini bilhassa öğretti mi diye düşünmüyor değilim artık :) Onun dışında sabah kahkahalarıyla oyunlarıyla güne başlamak harika bir duygu. Sırtım dönükse tepeme çıkıp yüzüme bakıp gülmesi, çak bir beşlik deyince elime çakması, 'ay adam nerede' deyince odasındaki ay adamlı lambasına bakması bizim için şuan dünya meselelerinden önde geliyor ;) Ne çok anlatacak şey birikmiş, pinço büyüyor,büyüdükçe yaptıkları çoğalıyor,o zaman benimde böyle gevezeliğim tutuyor.


Hey milleet! Ben 8 aylık oldum :)) hani benim alkışım ;)

17 Şubat 2014 Pazartesi

Altıncı Hastalığı Alt Ettik

                   Evet evet aynen başlıkta okuduğunuz gibi. Sekiz aydır şeytan kulağına kurşun doktor kontrolleri dışında doktorluk bir durumumuz olmamıştı. Ta ki geçen pazartesi sabahı kuzeyi ateşler içinde yanarken bulana dek. Çocuğumun ateşi vardı tabi ilk aklımıza gelen diş oldu. Kesin diş çıkaracak dedik. Calpol verdim geçicidir diye Öğleye doğru ateş daha arttı,hemen doktorumuzla görüştük diş de olabilir gribal de olabilir dedi ıbufen almamızı söyledi salı gününe inmemiş olursa getirin dedi. Pazartesi günü ateş bir indi bir çıktı.Uslu kendi halinde olan çocuğum huysuz huzursuz bir çocuk oldu. Salı günü geçer diye beklediğimiz ateş hala in-çık yapınca doğru doktorda aldık soluğu. Ateş 39 larda seyrediyordu. Doktor diş ateşinin bu kadar yüksek olamayacağını ya gribal yada 6. hastalık dedikleri bir bebek hastalığı olabileceğini bunu anlamamız için 2 gün daha beklememiz gerektiğini söyledi. İdrar tahlilini de görelim dedi. Tabi idrar tahlili demek,bizim hastanede o günü geçirmemiz demek! Bizim pinço idrar torbası takıldığında huylanıyor ve saatlerce çişini tutuyor. Mama veriyorum su içiriyorum, yok yapmıyor çocuk! En son pes edip evin yolunu tuttuk evde yaptırıp hastaneye getirmek şartıyla. Benim minnoş oğlum torba yokken şırıl şırıl,torba takıldığında nuh diyor peygamber demiyor. Sonuç olarak idrarımızı veremedik. Bu arada ateş inip çıkmaya devam ediyor. Ohh geçti diye tam seviniyoruz bir bakıyoruz yine yükselmiş. Çarşamba günü olduğunda ateş yine inip çıktı lakin bu sefer salı gününe göre biraz daha düşük derecelerde seyretti. O kadar ilginçtir ki ateş dışında başka hiçbir belirti yok. En son perşembe sabah uyandığımızda ne ateş vardı ne bir şey. Sanki bıçak gibi kesilmişti ateşi. Tabi bize kabus gibi gelen 3 gün sonunda harika bir haber oldu bu durum. Ama bu sırada kuzey huysuz,iştahsız,sadece kucak isteyen,devamlı ilgi bekleyen,keyifsiz bir haldeydi. Öğlene doğru kuzeyin karnında ve ensesinde silik silik kırmızı noktacıkları fark ettim, "Allaaah çocuğum kızamık mı oluyor yoksa su çiçeği mi" diye panikle soluğu internette aldım. İnternet çoğu zaman hastalıklara teşhisi koymam da bir numaralı yardımcım oluyor :))  Allah başımızdan eksik etmesin bu zımbırtıyı :) İnternette doktorumuzun da bahsettiği gibi oğluşumun 6. hastalık dedikleri bir hastalık geçirdiğini anlamış oldum. Doktorumuzla da görüştükten sonra artık hastalığın sonuna geldiğimizi herhangi bir şeye gerek olmadığını öğrenip derin bir soluk aldık. 
    Bu hastalık genelde 6 ay-3 yaş çocuklarında görülen bir çocukluk çağı hastalığıymış. Hastalığın belirtisi 2-3 gün süren yüksek ateş ve bu 2-3 sonunda vücutta özellikle karın bölgesinde ve ensesinde oluşan kırmızı döküntüler.Hastalık geçirildikten sonra bu hastalığın virüsüne karşı ömür boyu bağışıklık kazanırmış vücudu. İnsan başına gelmeden bilemiyor, tecrübelerimiz her geçen gün artarak çoğalıyor. Neyse ki bu altıncı hastalığı alt etti benim oğluşum. Tüm bebişlere sağlıklı günler diliyorum,yeter ki onlar hiç hasta olmasın,tüm virüsler onlardan uzak olsun...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Happy Valentine's Day


İki sevgilimle beraber geçirdik bu sevgililer gününü;biri oğlum,biri eşim.. 
14 Şubatı  mütevazi kutlamayı seviyorum, geçmişte fazlaca kutladığımızdan da olabilir yaşlanıyor olmamızdan da olabilir belki de kapitalist düzenin diretmesine baş kaldırıyor da olabiliriz ,her neyse ikinci seçenek hariç diğerleri olabilir :) 
Böyle evde özenli sofralar hazırlamak daha çok hoşuma gidiyor.








                                Sevginin bir güne sığdırılmadığı sevgi sözcüklerinin küçük jestlerin her fırsatta yapıldığı sevgiyle bakan gözlerin ışıltısının hiç sönmediği günlere... 
                                Sevin,çok sevin,aşırı sevin... Sevgiyle kalın ;)



Happy Valentine's Day ;)